Değişim ve istikrar üzerine

Değişim ve istikrar kelimelerinin ilk aklıma gelen ortak noktası ikisinin de kendini tekrar ediyor oluşu. İstikrarın süreğen bir kelime olduğu konusunda herkes hemfikir olabilir ama burada önemli olan konu değişim.

Değişimin süreğen olduğunu savunanlardanım hani şu bir nehre iki defa aynı şekilde girilmez felsefesinden ötürü. Ve değişim hoşuma giden bir olgu yolda olmayı çağrıştırdığı için. Ancak kafamı karıştıran bir nokta var, madem değişiyorum, değişmeye devam edeceğim, yani bir çeşit değişimde istikrar sağlamış olacağım. Bu değişim beni bir gün öylesine değiştirip şu an olduğum konum ve kişiliğin tam tersi bir konuma ve kişiliğe getirebilir mi?

Şu yazdıklarımdan pişman olabilir miyim?

Çin atasözüydü galiba, ne kadar dönersen dön kıçın arkadadır sözü. Sonra aklıma bu söz geliyor ve diyorum ki ne kadar değişirsen değiş içinde bir yerlerde hiç değişmeyen bir nokta benliğini koruyor olacak.

Peki insanın içinde hiç değişmeyen bir nokta varsa insanın özgürlüğü de değişebildiği yere kadar mıdır? Veya özgürlük bazen de tutsak kalmak mıdır?

Tutsak kalabilme özgürlüğü diye bir kavram benden önce hiç dile getirilmiş midir?

Veya özgür kalabilme tutsaklığı.

Peki insanın içinde o hiç değişmeyen nokta doğuştan mı gelir, doğuştan gelmiyorsa ne zaman oluşur?

Babam böyle pasta yapmayı nereden öğrendi?

Galiba uykum geldikçe basite kaçıp soru sormayı yeğliyorum çünkü cevap vermek sorumluluk almak demektir. Oysa verdiğim cevaplardan dolayı sorumluluk almayı hiç istemezdim bu konuda. Konunun bile ne olduğunu bilmediğim bu konuda.

Ahahaha ağlamıyorum gözüme felsefe kaçtı.

Neyse ciddiyim şu an fena halde aklıma takıldı bazı konular. Yani ne bileyim özellikle de şu istikrar konusu. Nerede bir başarının on sırrı mahiyetinde bir yazı görsem istikrardan bahsediliyor. Oysa istikrar elde olanı sürdürmeye daha yatkın bir kelime gibi geliyor. Yani dışarıya açılamamak ve hali hazırda yapmakta olduğun işi sonsuza kadar yapmaya devam etmek… Yazarken bile sıkıldım. Galiba istikrarlı bir şekilde değişerek, değiştirerek yapmak lazım yapmakta olunan şeyi.

Azimli sıçan taşı deliyor ise taşı delmek için bunca gayret neye be koca sıçan diye bağırası geliyor insanın.

Bir sıçanın gözünden baktığımızda ki böyle bir şey ne kadar mümkün olabilir bilmiyorum, azimle sıçmaya devam eden topluluklar olarak görüyorum biz insanları.

Hiç yoktan yapılan savaşlar, boşa söylenen onca sözler, boşa geçirilen vakitler, boşa yenilen yemekler, kısacası en dolu hayatın bile bir takım yanılsamadan oluşuyor olması bana bir taşı delmek ile devlet yönetmenin veya ne bileyim uzaya çıkmanın aynı ölçüde gerekli olduğunu söylüyor gibi bana.

Gibi diyorum çünkü taş delmenin uzaya çıkmaktan daha mantıklı olduğunu savunacak kadar geri zekalı değilim burada sana.

Sadece büyük resme bakınca ikisi de aynı büyüklükte, yani görünmeyecek kadar görünüyorlar.

Görünmemezlik, yok oluşun ve yokluğun bir semptomu ise vedalaşıp birbirinden ayrı yollara doğru gitmekte olan iki insan aynı anda birbirleri için bir yok oluş seremonisi mi hazırlıyordur? Yoksa deliğine kaçan bir sıçana mı benziyordur?

Bence bunu istikrarlı olarak yapıyorlarsa sıçana benziyorlardır.

Bu gece şu kafamda dönüp duran sıçanı derhal def etmeliyim. Konuya odaklanamıyorum çünkü. Daha doğrusu konu bana odaklanamıyor.

Ha bir de durup dururken şöyle gizemli bir ses tonuyla beka sorunu var diyesim geliyor.

Etiketler:,

2 Yorumlar

  1. erkan 28 Nisan 2019
    • Mert Özcan 28 Nisan 2019

Bir yanıt bırakın