Toplum ve Palyaço Üzerine

Uzun zamandır evden dışarı çıkmamıştım, bugün çıkayım dedim. Daha doğrusu çıkmak zorunda kaldım. Bir çeşit tahammülsüzlük, Sartre’nin deyimiyle bir çeşit bulantı var şu sıralar üzerimde. O yüzden kapüşonumu geçirip, kulaklığımı takıp yürümeye başladım sokakta.

Dikkat kesildim sonra; herkes çalışıyordu. Kimisi çöp topluyor, kimisi dolmuşla insanları evine bırakıyor, kimisi yemek yapıyor hatta kimisi de bir avm’nin önünde palyaçoluk yapıyordu. Tek bir şey için: para.

Peki para sadece tek bir ”şey” miydi? Para, bizi evimize bırakıyordu, para bizim karnımızı doyuruyordu, para yerdeki çöplerimizi temizliyordu…

Para bize farkında olmadan toplumsal bir sözleşme imzalatıyordu. Hepimiz bir yerlerde, birimizin işini yapıyorduk. Para olmasa bunları yapar mıydık?

Köpek gibi de yapardık. Çünkü biz birbirimizin üstünden geçinen canlılarız. En basitinden sen olmasan ben yazmak için çok da hevesli olmam. Şimdi kimse gelip beni kimse okumasa da ben yazarım demesin. Evet kilitli bir deftere de yazsan yazdıklarını, bilinçaltında okunmak, anlaşılmak var.

Belki evcil hayvanın vardır. Evcil hayvanın seni anlıyordur. Bilirim o hissi çünkü bir zamanlar benim de evcil hayvanlarım vardı ama ben evcil olmadığım için anlaşamadık. Bu farklı bir yazısının konusu. Ana konuya dönelim. Evcil hayvanının seni anlaması ile bir insanın seni anlaması bir mi? Nietzsche’nin Zerdüşt’ü bile 30 yıl sonra yılanını ve kartalını bırakıp dağdaki mağarasından indiyse dediklerimin haklılık payı yok mudur?

Her neyse, sokakta kimse işini severek yapmıyor. Dolmuş şoförü önündeki arabaya söverek dile getiriyor sinirini, çöpçü çöpleri çöp tenekesine sert bir biçimde fırlatarak, dönerci döneri keserken döner bıçağını tutuş şekliyle. Peki palyaço?

Üşenmedim yanına kadar yürüdüm palyaçonun. Kapüşonumu hafifçe sıyırıp makyajlı suratının arkasından gözlerini gördüm. Bıkkındı. Çocukları sevmediği her halinden belliydi.

Velhasıl, o an sordum kendime neden mutlu değiliz diye. Sonunda buldum cevabını. Köleydik biz. Para ve kapitalizmden bağımsız olarak da köleydik.

Yemek yapmak, birbirimizin bedenlerini taşımak, ölülerimizi gömmek, temizlik yapmak hatta ne kadar zevkli olursa olsun seks yapmak. Bir şeyleri hep yapmak zorundaydık. Varoluş beraberinde bir yükü de getiriyor. Kadın veya erkek bir cinsiyet, yani bir varoluş sana cinsiyetinin gerektirdiği şehveti beraberinde getiriyor.

Devletler var olur halkına hesap verme köleliği oluşur, halk var olur devlet kurma köleliği…

Bunları bana palyaço kızın gözlerindeki bıkkınlık ifadesi öğretti.

Evet farkında varıyorum bazı şeylerin ama akıntıya karşı ayakta duramıyorum. 7 milyar insanın koştuğu yönün tersine koşamıyorum. Olduğum yerde de kalamıyorum, sürükleniyorum onların koştuğu yöne doğru.

Etiketler:,

Bir yanıt bırakın